SATIRLARIM VE ARASINDA KALANLAR...





Güne Dair etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Güne Dair etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mart 2015 Çarşamba

Ankara İş Mahkemelerinde sıradan bir gün. Uzayıp giden duruşma listesi peyderpey eritilmeye çalışılıyor. 52. sıradayım. 49. sıra alındı. İçeride beklemeye karar veriyorum. Tanıklı bir dosya. Tanığı davet ediyorlar. Yemin faslına geçiliyor. "Dogruyu söyleyeceğine namusun, şerefin ve kutsal saydığın tüm inanç ve değerler üzerine yemin eder misin?" diyor hakim. Tanık sağ elini havaya kaldırarak " Yemin ederim." diyor. Herkes şaşkın. Hakim müdahale ediyor: " O Amerikan filmlerinde öyle, bizde öyle değil... " diyor. " Çok film izliyorsun herhalde..." diye de ekliyor gülerek. Yüzlerde sessiz kahkahalar beliriyor. Duruşma salonunda güneş açıyor. Yemin "bizdeki usule" uygun olarak yeniden eda ediliyor. Tanığı izlerken aklımdan geçen: Türk filmlerine yargıdan sahneler yerleştirilmesinin vakti gelmiş de geçiyor bile...

20 Şubat 2015 Cuma

Ankara'da Bir Sabah

Ankara'nın ve şubat ayının soğunun birleştiği acayip soğuk bir cuma sabahında işe doğru yola çıktım. Durağa doğru ilerlerken fark ettim ki hala uyanamamışım. Öyle ki, o acayip soğuğu bile hiç tınlamıyor vücudum. Derin nefes alışverişleriyle ciğerlerimi soğuk hava deposu haline getirmemin dahi hiçbir etkisi yok. Allah Allah, bu da ne ola ki sabah sabah diye düşünürken ego servisim uzaktan bana göz kırpıverdi. Madem uyanamıyorum, o halde uykuma kaldığım yerden devam ederim yolculuğumda diye düşündüm ve arkalardan sakince bir koltuk seçerek koltuğuma kuruldum. Kulaklığımı taktım, gözlerimi kapadım ve dış dünyayla temasımı kestim. Enfes yolculuğum başlamıştı. Birkaç durak sonra keskin bir parfüm kokusu ile uyandım. Yanımdaki koltukta gençlerden bir adam oturuyordu. Sabah sabah parfüm şişesine batıp çıkmışçasına yoğun ve keskin bir koku ile buram buram kokuyordu. Ben bile o kadar parfüm sıkmamışımdır hayatımda. Acaba nereye gidiyordu bu genç adam. Merak ettim. Bir yandan da bu erkekleri biz kadınlar bu hale getiriyoruz diye düşünmekten kendimi alamadım. Sahiden; erkek kelimesinin önüne koyulan metroseksüel, bakımlı, pirezentabıl vb sıfatlar hep biz kadınlar sayesinde (ya da yüzünden) diye düşünüyorum. Zira kendisi için süslenen ve bakımlanan bir erkek ihtimalini almıyor hafsalam. Kadınlar olmasaydı en bakımlı erkek nasıl olurdu acaba?... Ya da "bakımlı erkek" diye bir şey olur muydu?... Acaba ben mi abartıyorum?...Tüm bunları düşünürken gözlerim açılmış, yolu seyretmeye başlamışım... Her ne kadar planladığım gibi sürmese de güzel bir yolculuktu. Ve keşfettim ki, uyanamadığınız sabahlarda ciğerlerinizi parfüm kokusu ile doldurmayı deneyebilirsiniz, işe yarıyor... 

22 Ağustos 2014 Cuma

Teğmen Emre As, Tokat/Zile




Üzülmesin hiç kimse, eriştiğin mertebe ile ulaştığın yer bu dünyadan çok daha temiz...



(Ağustos başında Van'ın Saray ilçesinde karakol komutanı olarak göreve başlayan 23 yaşındaki çiçeği burnunda Teğmen Emre As, henüz 20 günlük komutanken hayata veda etti. Ruhun şad olsun...)

19 Nisan 2014 Cumartesi


Beni bu sahte düzenle mücadele etmeye zorlayan sebeplerim var benim. Sabah uyandığımda o günün diğerlerinden başka olacağına dair bir inancım. İnanıyorum ben gülümsediğimde daha çekilir olacak o karmaşa. Kapılıp gittiğim telaşlar, o yoğun hengame daha basit bir formda gözükecek. Akıp gidecek. Sohbetinden sıkıldığım o kızcağıza daha kolay katlanacağım. Onu seveceğim belki. Sonuna kadar dinleyeceğim de. Sıkılmadan, sabrederek. Ama önce gülümsemeliyim. Onu dinleyebildiğim için. Onu görebildiğim için kendime bir hediye vermeli; O'na da teşekkür etmeliyim. Bilmeliyim ki anlayabileyim. İnanıyorum, ben anladığımda daha sevimli olacak her şey, daha manidar. 

Hevesle sarıldığımda elimi bırakmayacağını bildiğim insanlar var benim. Benim diyebildiğim ve hep benimle olacaklarını bildiğim. Rüzgarımla, yağmurumla ve dahi fırtınamla beni kucaklayan. İnanıyorum ben uslandığımda daha kolay olacak iletişimimiz. Daha rahat sarılabilecekler sakladığım yanlarıma. Gizlemeden sevecekler giderek. Ama biliyorum ki uslanmayacağım ben ve onlar da biliyorlar ki böyle sevmek daha güzel.

Karşıma çıkan insanlara olan bir inancım var benim. Biliyorum gerekli oldukları için tesadüf ettirildiler. Cömertçe dağıttığım sevgiden payları olduğu için. Çivisi çıkmış olduğu kadar sevgisi de yerle bir olmuş şu dünyada sualsizce sevebilen birilerinin olduğunu görebilsinler diye. Koşulsuz ve nedensizce sunulan sevginin aslolan olduğunu deneyimlesinler diye. Söyleyerek değil severek yaşayınca insan olunduğunu öğrensinler diye. En önemlisi, sualsizce sevmek nedir bilsinler diye. İnanıyorum öğrenecekler ve bilinsin ki "Hayat her şeye rağmen güzel" diyebiliyorsak hala, bu gökyüzüne ulaşan o sualsiz sevgilerin eseridir. Bu yüzdendir ki böyle sevdiklerime seslenirim,  severek yaşıyorum ben ve yaşıyorsam da böyle seveceğim demektir.

Gücüm devamına yetmediğinde yahut söylenecekler tükendiğinde bitti deyip gitmeye ihtiyacım var benim. Sonunun geldiğine inandığımda olduğu yerde bırakmaya duyduğum bir gereklilik. Bu yazıda olduğu gibi mesela.
Burada bitirilmeli bu yazı. 
Ve bitsin...



21 Mart 2014 Cuma

Bir gün daha kayiverdi ellerimin arasından. Eksilen de ben artan da...

9 Mart 2014 Pazar

Kocaman bir çabanın hiç edilişine tanık oldum bugün. Kocaman bir emek, nafile sarf edilen koca bir çaba. Yoğrulmamış belki pişmemiş insanlarla önemli adımlar atmaya kalkışırsanız, daha yarılanmayan yolda bile nasıl ortada kalınır görürsünüz. Vicdan, adalet, hakkaniyet dediğimiz yükte hafif pahada ağır hislerle donatılmıyor her insan, doğaldır. Ama en azından vicdan olsun yoksa, dilim varmaz ki insan demeye.  

11 Ocak 2014 Cumartesi


Kaynağı belirsiz de olsa küçük mutluluklarla tamamlandı bazen eksik yanlarım. Solgunluklarım, suskunluklarım, saklı anlarda zuhur eden hallerle erdi yokluğuna. O haller ki anlamlandıramadıklarımla boğuşurken tutup yakasından bildirdi ya hadlerini bir bir, daha  ne istenir ki üzerine. Sevinilir, sevilir. Dahası yetinilir de tekrarı olacaksa. Vücut bulsa da yakalayıp muhafaza etsem, ihtiyaç olan zamanlar için. Sonra çıkarsam kutusundan ve desem ki "Göster bakalım hünerini de kurtar beni bu dehlizden." 

Hayali bir kahraman yaratma çabasındayım. E, bir kahramanı yoksa insanın şu karmaşık döngüde, zihnin derinliklerinde arıyor insan da haliyle...

Bir kahramanı olmalı insanın, evet olmalı...

9 Aralık 2013 Pazartesi


Okumak, gelişmek, büyük adam olup belki dünyayı değiştirmek gayelerimiz vardı evvelinde. Gelişen insan değil de teknoloji olunca, dahası insanın gelişimi teknolojininkine yetişemeyince kaygılar değişti önce, sonra algılar. Önemsizliklerle yaşayıp yatıştırılmaya alıştık. Değersiz olana sevkedildi yeteneklerimiz, ilgimiz. Misali level atlayıp iyi fotoğraf vermek gibi, seri cihazlari takip edip ilk alanlardan olmak için pusuya yatmak gibi...


7 Kasım 2013 Perşembe


Sükunetinden sıkılıp yokluğuna savurdum ruhumu. Bir kalp aradım kanatlarını henüz yitirmemiş. Düşe kalka, kırıla döküle yol aldım hayalden ibaret iklimlerde. Yoruldum, yitirdim. Nihayetinde, ne cana kavuşturacak bedeni buldum hayalinde, ne ayrıldığım gerçeği yerinde.

2 Eylül 2013 Pazartesi


Sevmeyle biterdi ruhumdaki her yorgunluk, zerrelerine iliştirilmiş her yenilgi kabuğuna çekilirdi. Sevdikçe, tütsülendikçe özlemle, yenilenirdi. Eski şımarıklığına kavuşurdu. Bu kez yok o bilindik şımarıklığım. Uslu, sakin, dingin bir ruh var üzerimde. Sevemiyorum onu, bu sen misin diyorum. Dil ucundaki cevabım: "Hayır, bu ben değilim..."


5 Haziran 2013 Çarşamba


Yokluğun da ruhumu eziyete uğratır varlığın gibi. Tüm insansal heveslerim sana endekslenmiş. Kalbime iliştirilen her his kaynağını senden almış. Hayatım hazırlıksız bir sınavda dakikasını doldurmayı bekler gibi. Öyle ya da böyle boş bir kağıt verecek oysaki belli. Huzursuzluktan kurtulmanın başka yolu olsaydı keşke.


19 Mayıs 2013 Pazar

Haciz Gününden


Blogumda daha önce yapmadığım bir şeyi yapmaya karar verdim. Hayatımdaki bazı anları kısa notlar ve fotoğraflar eşliğinde okuyucu ile buluşturacağım. Tabii buna ne kadar vakit ayırabilirim bilemiyorum ama güzel şeyler canlandırdım zihnimde :) 

Devamlı olması dileğiyle diyelim başlarken...

Haftanın son iş gününün mutluluğuna güvenerek aslında hiç de hoşlanmadığımız bir işi yapalım dedik. Aradan çıksın maksadıyla. Hem olası olumsuzluklar hafta sonunun mutluluğuna karışıp silinip giderdi. Yani herhalde öyle olurdu ne bileyim :)

Tamam, lafı uzatmıyorum. Hacze çıktık biz cuma günü...

Bin türlü ilginçlik. Balgat'ta yerleşik olup kasasında yüz lira dahi olmayan işyeri mi, başkasının adresini kendi adresi olarak vereni mi , haciz memurlarını görüp yanlış adrese gidilmiş olmasına rağmen anında paniğe kapılanını mı...

Psikolojik harp yaşamaya fazlasıyla müsait bir ortam. Her 2 taraf için de tabii.

Mesela rot (haciz araçlarının halk arasındaki adı) un dükkanının önünde durmasını gururuna yediremeyip 2 lafında bir aracı çekmemizi isteyen borçlumuz, zamanında ödemediği borcu için de aynı hassasiyeti gösterebilseymiş keşke...

Öğle sularında çıktığımız bu uzuuuun macera mesai bitimine kadar sürdü. Güzel olan, korktuğumuz tatsızlıkların olmamasıydı.

Son haciz mahallimiz Çayyolu'nda bir villa idi. Sahibi :






Ondan başkası karşılamadı bizi. O da içeriye almadı zaten. Öyle tembihlenmiş :)

Burda havlıyor. Fotoğrafını çektiğimi görünce kesti ve poz vermeye başladı asil köpekçik :)   :



Dönüş yolunda güzel bir ödülü hakettik, o kadar çalıştık değil mi ( bu, tahsilatımızdan her ne kadar anlaşılamasa da ).

Ödülümüz: DONDURMA :)))))

Öyle mutluyuz ki yüzümüzden belli:


Hacizli bir iş gününü böyle tamamlayabilmek ya şansımızı da mutlu ettiğimizden (ki ondan gülmüş olmalı)  ya da  cumanın bereketinden olsa gerek. Her nedense, iyi oldu, güzel oldu.

21 Nisan 2013 Pazar

Çirkin Lalem


Hayalimde sarıydın, ta ki o çirkin renginle :) bana açıncaya kadar. Ankara caddelerindeki yol arkadaşların bana gülümserken erkenden, ben her sabah " Bugün de mi açmadın" diye kavga ettim seninle. Sen de bana inat göstermedin o kıymetli yüzünü. Öyle kavga ettin sen de.

Şimdi benimlesin, hem hayalkırıklığım (sarı olmadığın için :) ) hem de yegane özlemimsin.

Çiçeğim,
Çok bekledim seni...




Not: Yaprağını kıranı bulucam...

5 Nisan 2013 Cuma

Bu aralar "çok" ayrılmaz bir zarf olarak duruyor yüklemlerimin önünde, her hissimde...


23 Ocak 2013 Çarşamba

Öyle bir yar ki o, ne gönül vazgeçer ne cevher-i kalp. Ey nur yüzlü, söyle bahşedecek misin bana bu saadet-i cihanı?

26 Aralık 2012 Çarşamba

Kalp

Kalp öyle değerli ki kemikten bir kafesin ardına gizlenmiş biz henüz doğmadan. Adeta bir zırhla çevrelenmiş. Kullanma ve yararlanma hakkı verilmiş ama kendimizden bile korunmuş bu olurken. Öyleyse bize düşen bir şeyler de olmalı bu anlaşmada. En başta bu eşsiz emanete iyi bakmalı, değersizleştirmemek gayesinde olmalı insan. Bir sevgi demeti oldurmalı, beslenmeli kalp. Ama kıymetsizce dağıtılmamalı tomurcuklar. Hak edişe dikkat edilmeli. Özenerek sevmeli kalp. Seçmeli de. Bunu yapabilmesi için de izin vermeli ona elbette. Sözün geldiği yerse: Kalbinizi sevin ve ona layık olmayanlardan uzak tutun...

12 Ekim 2012 Cuma


Bir kelebeğin kanadı gibiydi peşine düştüğüm hayaller. Alabildiğine muhteşem. Doyumsuz. Elimi uzattığımda, dahası dokunduğumda büyüsü bozulacak kadar gerçeküstü. Öyle tahammülsüz dokunuşuma. Avucumdan yukarılarda...Yok yolu seyretmekten öte. Öyle sevmekten öte...







10 Ekim 2012 Çarşamba

Yalnızlık Dediğimiz

Yalnızlık dediğin dilde bir kelime. Yoğrulur zihninde ve yolunu bulur gönlünde. Kimseye yok aslında ihtiyacın, sevmek fiilinden öte. Sev ve kurtul yalnızlığından. Neyi ya da kimi sevdiğin değil önemli olan. Sevmek, sadece sevmek...

6 Ekim 2012 Cumartesi

Yıldızım

Hızından dem vurduğumuz şatafatlı! hayatımız nasıl da bir anda sıradanlaşıveriyor. Yavaşlıyor, durağanlaşıyor, "Böyle olmamı mı isterdin?" der gibi. Durmuş, ötede halimi seyretmekte. "Gel..." dememi bekler gibi.

Gerçekleşmelerini bekledikçe yorgun düştüm düşlerimden. Beklemek ne zor kıyısından gördüğün yıldızı. Pırıltısıyla yetinmem gerekiyormuş ilk önce, onu ne kadar istediğimi göstermeliymişim. Kararsız hallerimden kurtulmalıymışım, ne istediğini bilmez bir tavır sergiliyormuşum. Oysa o gelemezmiş böyle şeylere. Kararlılığımı, azmimi görmeli, çabama şahit olmalıymış. O da beni istemeliymiş. Hayalkırıklıkları, hüsranlı zamanlar geçirmeliymişim. Dibe vurmuşçasına adeta, mutsuz olmalıymışım. Yıldızımın gerçek değerini ancak o zaman anlar, ancak o zaman onu sahiplenirmişim. Öbür türlü kolayca vazgeçermişim ondan. Beni ben yapacak olanı, ilerde "Keşke..." li cümlelerle yad etmek zorunda kalırmışım. "Hayırlısı olsun"daki hayırlı olana hayır demiş olurmuşum.

Öyleymiş işte.
Hala pırıltısını görüyorum yıldızımın.
Onu ne kadar çok istediğimi gösterememişim demek ki hala...
Haklı...

13 Temmuz 2012 Cuma




Sevgili minik kediciğim beni terk etti ve gitti ...
Oysa o istemişti onu sevmemi.
Yapılacak şey mi şimdi bu?

Doya doya sevebileceğim bir şey yok mu şu dünyada?



Sevgili minik kediciğimin hikayesi için: http://ebrunundefteri.blogspot.com/2011/12/bir-kedi.html